HABERLER...HABERLER...HABERLER...HABERLER



Program: Internet Download Manager

Internet Download Manager programı ile indirmek istediğiniz dosyaları daha hızlı bir şekilde indirebilirsiniz. Programın en iyi özelliklerinden biride; youtube, sevenload vb. video sitelerinden izlediğiniz videoları indirebilme özelliğidir. Programı kurduktan sonra internet sunucunuzu yenileyip açtığınızda eklentiyi sayfanızda göreceksiniz. İzlediğiniz videonun sağ üst köşesinde beliren butonu tıkladığınızda video bilgisayarınıza inmeye başlayacak. Türkçe dil desteğide mevcuttur.

programı aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
http://www.internetdownloadmanager.com/idman518.exe

--------------------------


aşağıda programın resimli anlatımı bulunmaktadır. alıntıdır.




Devamını Oku!

Nihat GENÇ ile Veryansın - 14.11.2009

 Gaye KAYA sunuyor, Nihat GENÇ anlatıyor.



Yazar Nihat GENÇ, siyasetten teröre, kültür sanattan ekonomiye, medya eleştirilerine kadar pek çok konuda fikirlerini ART ekranlarından 
izleyicilere aktarıyor. 

Türkiye'nin vicdanı, halkın sesi Nihat GENÇ, ülkemizin kanayan yaralarını  
Gaye KAYA ile bir bir masaya yatırıyor.


İzle

Bölüm 1



Bölüm 2




Görüntü: DivX 29.00 fps
Dosya Boyutu: 352 MB
Süre: 1 saat 40 dakika

Çözünürlük: 512x384

Resim

İndir:. :arrow:

Nihat GENÇ ile Veryansın - 14.11.2009 (1)
Nihat GENÇ ile Veryansın - 14.11.2009 (2)




Devamını Oku!

Genç Sivil olmanın 10 şartı

Genç Sivil olmanın 10 şartı


Bir okurumuz, Genç Sivil olmanın 10 şartını göndermiş. Yayınlamadan edemedik...

1-Üniforma düşmanlığını asker üniformasıyla sınırlı tutup, türban ve polis kıyafetlerini sivil saymak.

2-Yaptığı hiçbir eylemden sonra gözaltına alınmayacağını adı gibi bilmek.

3-İnsanların bazen bedelini yaşamlarıyla ödedikleri 1 Mayıs işçi bayramını kutlama kararlılığı için, sadece 340 Euro otel ücreti bedeli ödeyerek yırtabilecek kadar parası olmak.

4-AKP milletvekili adayı olup halen “sivil” kalabilmek.

5-Bazıları pankart astıkları için cezaevlerinde onlarca yıl yatarken yine aynı tür bir eylem nedeniyle Cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına katılıp, giydiği converse ayakkabıyı otoriteye muhalefet saymak.

6-Rahatsız olmak.

7-Yasadışı dinlemelere tepki gösteren hukukçulara darbeci diyerek ancak bir “sivil polis” kadar SİVİL olabilmek.

8-Sivil olmak için gericiliğe destek olmak gerektiğini düşünmek ve gereğini yerine getirmek.

9-Sabahın köründe gazeteciler evlerinden alınıp götürülürken, kanser hastası Türkan Saylan’ın evi basılırken gıkını çıkartmayarak, yalancı otorite karşıtlıklarıyla, ancak bir “sivil faşist” kadar SİVİL olabilmek.

10-“Kıvrak ve ironik zekalarını” AKP iktidardan düştüğü günden sonra tabanları yağlamak için kullanabilmek.

Devamını Oku!

Aydınlık Dergisi - Sayı 1165 - 15 Kasım 2009
Kapak
Fethullahçı Gladyodan Yargıya Balyoz: Beşiktaş Terör Örgütü

http://img141.imageshack.us/img141/2087/aydnlkdergisisay1165.jpg


indir




İÇİNDEKİLER 

Doğu PERİNÇEK - Cumhuriyet yöneticileri! Tehlikenin  farkında mısınız?
Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya'nın tutuklanmasına tepki yağdı. Kemal Kılıçdaroğlu konuyu meclise getirdi.
Emcet OLCAYTU - Padovalı Marsilyus ve BOP Eşbaşkanlığı.
SES KAYDI-4/Melih Gökçek: Milletvekillerini fitilleyelim, kanunu değiştirelim.
Sinan Köylüleri ağanın traktörlerini tarlaya sokmadı.
Eski SHP Milletvekili Hüsnü OKÇUOĞLU - Kürtler Bölünmeyi İstemez.
CIA'cılar: AKP emsalsiz fırsat, destek verelim!
10 Kasım'da yüzbinler açılıma karşı Anıtkabir'e yürüdü.
Hikmet ÇİÇEK - Haftanın Notları
Yalçın BÜYÜKDAĞLI - Radyo televizyon alanında yağma yasası.
Yıldırım KOÇ - Atatürk ve işçi sınıfı.
Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL - ABD'li tekel GDO'yla karını 14 kat arttırdı.



BTÖ'nün Şeması
 

Free Image Hosting at www.ImageShack.us

QuickPost

Devamını Oku!
ATATÜRK VE SINIF MÜCADELESİ


İstiklal Savaşımızın kendisi iç ve dış cephede sınıf mücadelesidir. Emperyalizm, bir sınıftır ve emperyalizme karşı mücadele de, bizim gibi Ezilen Milletler açısından sınıf mücadelesinin milletlerarası boyutudur. Kaldı ki, her bağımsızlık savaşı, aynı zamanda bir içsavaştır. Nitekim İstiklal Savaşı iç cephede 23 gerici isyanın ezilmesiyle yürütülmüştür.



CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Dersim isyanı konusundaki sözleri yaygın bir kampanyayla karşılaştı. Bu tartışmanın, aslında yakın tarihimizdeki ilerici - gerici kamplaşmasını, emperyalizme karşı mücadele ve Atatürk yönetiminin bu saflaşmalardaki konumunu gündeme getirmesi gerekirdi.


ATATÜRK SINIF MÜCADELESİNİ REDDETTİ Mİ

Kemalist Devrim üzerine çalışan birçok araştırmacı, Atatürkçülüğün sınıf mücadelesini reddettiği görüşündedir. Oysa İstiklal Savaşımızın kendisi iç ve dış cephede sınıf mücadelesidir. Emperyalizm, bir sınıftır ve emperyalizme karşı mücadele de, bizim gibi Ezilen Milletler açısından sınıf mücadelesinin milletlerarası boyutudur. Kaldı ki, her bağımsızlık savaşı, aynı zamanda bir içsavaştır. Nitekim İstiklal Savaşı iç cephede 23 gerici isyanın ezilmesiyle yürütülmüştür. Bu isyanlardan ikisi, Kürt yurttaşlarımızın yaşadığı yerlerdedir: Urfa Milli aşireti ve Sivas Koçgiri isyanları. Diğer 21 isyan ise, batıda ve orta Anadolu’dadır. Bu gerici isyanlara karşı savaş da sınıf mücadelesiydi. Karşımızda feodal ve komprador sınıfları temsil eden Osmanlı padişahının ve gericiliğin üzerimize sürdüğü kuvvetler vardı.


ATATÜRK’ÜN SINIF MÜCADELESİ PROGRAMI

Atatürk, Cumhuriyet Devrimi’nin sınıfsal düşmanlarını sık sık belirlemiştir. Kemalist Devrim-2 Din ve Allah başlıklı kitabımızda, bunlar açıklandı ve çözümlendi. Atatürk’ün “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olamaz” sözü, aslında bir sınıf mücadelesi programıdır ve uygulanmıştır. Bu program, Ortaçağ’ın hâkim sınıflarına ve arkalarındaki emperyalizme karşı mücadeleyi öngörür. “Cumhuriyet Devrimi Kanunları” adı verilen bütün yasalar, devleti ve toplumu feodal sınıflardan arındırmaya ilişkin düzenlemelerdir ve uygulanmıştır. İstiklal Mahkemeleri, Devrim Kanunları’nın uygulanması için, idam cezalarına kadar varan yaptırımları hükme bağlamışlardır ve hükümler infaz edilmiştir. Ağa, Bey, Paşa Gibi Unvan ve Lakapları Kaldıran Kanun’un gerekçesinde, amacın bu unvanları “toplumsal ve ekonomik temelleriyle birlikte ortadan kaldırmak” olduğu belirtilmiştir. Nitekim yasalar çıkartılarak, Osmanlı hanedanının ve diğer feodal sınıf ve dinsel zümrelerin mülkiyetlerini kamulaştıran ve toplumun hizmetine kazanan uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bunların hepsi, Ortaçağ güçlerine karşı sınıf mücadelesi kapsamındadır.


HER TOPLUM ÖNÜNDEKİ SORUNU ÇÖZER

Kemalist Devrim, 19. yüzyıl ortalarında başlayan Türkiye’nin milli demokratik devriminin en güçlü atılımıdır. Milli demokratik devrimlerde sınıf mücadelesi, emperyalizm işbirlikçisi ve feodal sınıfları hedef alır. Marx’ın da çok özlü belirttiği gibi, “Her toplum önüne çıkan sorunları çözer.” Hiçbir topluma, hiç kimse sınıf mücadelesi adına, tarihsel olarak önünde olmayan bir gündemi dayatamaz. Tarihe meydan okuyan veya tarihe çalım atabilecek kudrette bir güç yoktur.

Burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi, 19. Yüzyılın en gelişmiş kapitalist toplumlarının gündemiydi. Almanya ve İtalya bile, 19. yüzyılın sonlarında hâlâ milli birliği ve milli devletin kuruluşunu tamamlamak için mücadele ediyorlardı; demokratik devrim aşamasındaydılar. Marx ve Engels, kendi ülkelerindeki bu milli birleşmeleri desteklediler. 19. yüzyıl ortalarında, Lincoln’ün önderlik ettiği devrimci içsavaş döneminde, ABD’nin önünde bulunan tarihsel sorun da aynıydı. 19. yüzyılın sonlarında, kapitalizmin kalesi olan Avrupa’da dahi, burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadelenin belirleyici önemde olduğu ülkelerin sayısı birkaçı geçmiyordu. İnsanlığın büyük çoğunluğunu oluşturan Asya, Afrika, Latin Amerika ve Doğu Avrupa ise, demokratik devrimler çağını yaşıyordu.

Bu nedenlerle sınıf mücadelesini burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadeleye indirgemek, 19. yüzyıl açısından bile, Batı Avrupa merkezli bir tarih şaşkınlığıdır; hele Kemalist Devrim Türkiyesi açısından eşzamanlılığın da ötesinde, bastığı topraktan haberi olmayanların cehalet örneğidir.


ATATÜRK DEVRİMİ’NİN YAPTIKLARI VE YAPAMADIKLARI

Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet devrimciliğinin Ortaçağ sınıflarına karşı mücadelesini yakında yayımlanacak olan Kemalist Devrim-7 Kürt Meselesi ve Toprak Ağalığı başlıklı çalışmamızda inceliyoruz. Ancak Devrimin yaptıkları var, yapamadıkları var. Türk Devrimi, toprak ağalığını ve şeyhliği kökünden temizleyememiştir ve arkasından bir karşıdevrim gelmiştir. Acaba bu başarısızlıkta sınıf mücadelesi gerçeğinden ürkmenin payı nedir? Aslında toplumumuzun bugün yaşadığı bütün sorunlar, işte burada düğümlenmektedir.

Kemalist Devrim, toprak ağalığını ve şeyhliği niçin köklü olarak temizleyemedi? Toprak ağalığının varlığını sürdürmesi ile Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden emperyalist-kapitalist sisteme bağlanması arasındaki ilişkiler nelerdir? Ortaçağ kalıntıları, Kemalist Devrim’in yıkımında hangi rolleri oynadı? Feodalizmin kökünü kurutamayan Cumhuriyet, bugün hangi tehditlerle yüz yüze gelmiştir; hangi tarikat ağları içinde debelenmektedir, hangi bölünmelerin kenarına yuvarlanmıştır ve hangi bedelleri ödemektedir? Toprak ağalığı, aşiret reisliği ve şeyhlik ile Kürt isyanları ve bugünkü bölücü kalkışmalar arasındaki ilişkiler nelerdir? Feodalizmin köklü tasfiyesi görevini yerine getiren Çin Devrimi, bugün dünyanın en hızlı ekonomik ve toplumsal gelişme örneğini ortaya koyarken, Türkiye niçin devrimini yitirmiş ve bir yıkımla karşılaşmıştır? Demokratik devrimlerin sınıf mücadelesi programını önüne koyan ve toplumun bilincine çıkaran devrimler ile Kemalist Devrim’in ideolojik yönelişleri arasındaki farklar nelerdir? Bu farklar, hangi yol ayrımlarına neden olmuş ve bizim geleceğimizi nasıl etkilemiştir? Kemalist Devrim, niçin İsmet İnönü’nün de itiraf ettiği gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sürüdrülemedi? Niçin bir karşıdevrimin kuyusuna düştük ve bugünkü yıkıma geldik? Türkiye bu yıkımdan nasıl çıkacaktır?

Görüyoruz ki, bu sorulara önümüze ışık tutan cevaplar vermek yerine, Türkiye’yi etnik ve mezhepsel çatışmalara sürükleyecek planların içinde roller almak birçok insanımızın kolayına gidiyor.



Devamını Oku!

Alpaslan Işıklı - Said Nursi, Fethullah Gülen ve Laik Sempatizanları
e-kitap

Said Nursi Fethullah Gülen ve ''Laik'' Sempatizanları

indir



direk oku



Bu çalışma, Mülkiyeliler Birliği’nin düzenlediği ve 22 Nisan 1998 tarihinde Ankara’da Türk Harb-İş Sendikası salonunda verdiğim aynı başlığı taşıyan konferans metni esas alınarak hazırlanmıştır. (...) Said Nursi ve Fethullah Gülen, ülkemizin yakın tarihinde oldukça önemli iki isim.. Cumhuriyetin iki önemli anti-tezi.. (Arka Kapaktan)

Bu kitap, küresel boyutlarda çılgınlık düzeyine varmış olan akıldışı akımların, ülkemizdeki en önemli izdüşümünü oluşturan bir topluluğun önde gelen isimleri üzerinde yoğunlaşmış bulunuyor.
Ülkemizde karşı karşıya bulunduğumuz bu oluşum, asla din istismarı yoluyla insanları çeşitli biçimlerde sömürenlerin bireysel ölçekteki kurnazlıklarının bilinen örneklerinden birisi olarak görülemez. Küresel boyutlu büyük bir plan karşısında Cumhuriyetimiz'in en temel değerlerinin yeniden sorgulanması aşamasında bulunuyoruz.
Bu kitap da bu çok ciddi soruna bir köşesinden ışık tutma amacıyla kalem alınmıştır. 


Devamını Oku!

Attila İlhan - Bir Sap Kırmızı Karanfil
e-kitap

http://www.kitapturk.com/images/book/061998/10255.jpg

indir

direk oku


O nesil inkılap nesliydi, peki, inkılap nedir? Gazi'nin tarifi aynen şöyle: "... bu inkılap, kelimenin ilk bakışta ima ettiği ihtilal manasından başka, ondan daha geniş bir tahavvülü ifade etmektedir..." (Atatürk'ün Başlıca Nutukları, Dr. Herbert Melzig, s. 97, 1942) Hem ihtilal, hem ondan çok daha engin bir değişiklik! Günümüzün köşe dönme meraklısı politika esnafı, böyle bir radikalliği tahayyül bile edemez.

Biz etmişizdir, çünkü o nesil, inkılap nesliydi, bizse onun çocuğu, bir manadan inkılabın; onun içindir ki adımız Yunus Nadi'dir, Falih Rıfkı'dır, Yakup Kadri'dir, Ruşen Eşref'dir. Hamdullah Suphi'dir, Halide Edip'dir, Şevket Süreyya'dır, Nazım Hikmet'dir, M. Zekeriya'dır, Sabiha Sertel'dir, Suat Derviş'dir. Onların, yani Müdafaa-i Hukuk'un gönlümüzde yücelttiğimiz anıtına bir sap kırmızı karanfil bırakıp, nöbeti devralıyorum.


Devamını Oku!

Larissa Reissner - Hamburg Barikatları
e-kitap

http://www.kidap.com.tr/hamburg-barikatlari-larissa-reissner-r96995-sz380.jpg

indir

direk oku


1923´te Hamburg´da patlayan ama yenilgiyle sonuçlanan ayaklanmanın öyküsü Hamburg Barikatları. Dünyanın o zamanki tek sosyalist ülkesi Sovyetler Birliği halkının da büyük bir dikkatle izlediği, onda bir dünya devrimi müjdesi gördüğü Almanya´daki ayaklanma, General Müller´in ordularının kuşatması ve işçi sınıfına ihanet eden yol arkadaşlarının gafleti yüzünden geriye çekilmek zorunda kalırken hâlâ direnen Hamburg´un duvarlarında da, bir süre sonra ıslanarak yere düştü afişler. Kendisi Polonyalı olduğu halde dünyanın neresinde bir devrimci hareket varsa kedini oralı hisseden Larissa Reissner´in barikatların hemen yanı başında, ateş ve barutun ortasında yazdığı bu kitap, elimizi kenar mahallelerde hızlı hızlı atan nabza tutarken, yoksullukla ateşlenen isyanı seriyor gözümüzün önüne. Hamburg Barikatları hem işçi evlerinde süren sohbetlerden, kıyametin ortasında anlatılan öykülerden oluşan bir devrim destanı hem de bir ayaklanmanın güncesi. Arşivi sadece emniyet müdürlüklerinde tutulan, anılarda izi bile kalmasın diye uğraşılan bastırılmış bir ayaklanmanın işçi kahramanlarının özel ama yine de birbirine benzer hayatları usta bir yazarın elinden bu kitapta ölümsüzleşti.


Devamını Oku!
İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin değerlendirdi:
Dersim isyanı


 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in, 14 Kasım günü TBMM’de yaptığı konuşmada; “Analar ağlamasın gerekçesi ile teröre karşı mücadele durdurulamaz” şeklinde özetlenebilecek görüşlerini açıklamasından sonra büyük bir tepki oluştu.

Tepkinin temel nedeni Onur Öymen’in geçmişte yaşanan kimi olaylarda, (Çanakkale Savaşı, Şeyh Sait isyanı ve Dersim isyanı) “analar ağlamasın” diye savaştan ve mücadeleden vazgeçilmediğini, gereğinin yapıldığını söylemesiydi.

Dersim isyanı sayılmasaydı Öymen’in konuşması üzerinde hiç kimse durmayacaktı. Nitekim verilen diğer örnekler ile ilgili olarak hiç kimse bir şey söylemedi.

1938’de Dersim’de yaşananlar ise, bir isyanın bastırılmasının ötesindedir. Sivil halka uygulanan bir katliam söz konusudur.

1938 olayları, bugün isyan yönüyle değil, halka uygulanan katliam boyutu ile hatırlardadır.
Bu bakımdan Onur Öymen’in meramını anlatmak için Dersim örneğini vermesi bir cehalet örneğidir.

İKİYÜZLÜLÜK
1938’de Dersim’de neler oldu? Bu sorunun yanıtına geçmeden önce kimi çevrelerin gösterdiği tepki üzerinde durmak gerekiyor.

Tayyip Erdoğan’ların Dersim’deki acıları savunur pozlarda ortaya çıkmalarının tam bir ikiyüzlülük örneği olduğunu söylemeye gerek yok. Onların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.
Devamını Oku!
Eskişehir TGB Amerikan Büyükelçisi'ni Protesto Etti!


Jeffrey Şaşkına Döndü!


Türk Amerikan Derneği'nin açılışı için Eskişehir'e gelen Amerikan Büyükelçisi Jeffrey'i, TGB üyeleri protesto etti. Jeffrey'in Eskişehir'e gelişini basından ve kamuoyundan sakladılar. Sessizce gelip, sessizce dönecekti. Ancak öyle olmadı. Jeffrey gençliğin nefesini ensesinde hissetti.

Dünyanın en büyük teröristti ABD'nin Büyükelçisi Jeffrey Eskişehir'e gelecek ve TGB'nin bundan haberi olmayacaktı güya. Öyle mi? Jefrrey'nin Eskişehir'e geldiğini öğrenen TGB, 15 dakikada 40'ın üzerinde gençle Jeffrey'nin önünü kesti. Bu kısacık sürede bir de pankart hazırlanmıştı: "Halk Düşmanı Amerikan İtleri Kovulacak."

Jeffrey apar topar arabasına bindirildi. Uzun süre slogan atan yurtseverlere Eskişehir halkı da büyük destek verdi. Sık sık "Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi" "Irak'ın Katili Amerika", "Yanke Go Home" ve "Ya İstiklal Ya Ölüm" sloganları atarak yürüyüşe geçtiler. ABD şeflerinin gittikleri her yerde karşılarına dikileceklerini açıklayan yurtseverler, eylemlerini sonlandırdılar.

http://www.tgb.org.tr/fv_devam.asp?id=847
Devamını Oku!



AKP’nin FBI/CIA’nin tepesindeki kişi ile ne işi olabilir?
Türk Devletinin FBI/CIA’nin üst yönetimi ile ne işi olabilir? Ticari iş olsa aklım erer. AKP’nin başını hiç boş bırakmak istemiyorlar.Biri gidiyor diğeri geliyor.
Nedir CIA/FBI?
Gizli operasyonlar tertipleyen, hükümetler deviren, hükümetler kuran, darbeler yapan, işkenceler yapan Amerikan cinayet örgütleri.
Federal Soruşturma Bürosu Başkanı Mueller Ankara’da bir çalışma ziyareti gerçekleştirdi.

Devamını Oku!


NATO’ya, CENTO’ya, ABD’ye, AB’ye, BOP’a, IMF’ye Gümrük Birliğine gönülden bağlanıp, emperyalizme kul köle olacaksın;
yerli ve yabancı sömürü dünyasının önünde diz çöküp, küreselleşmeyi, liberalizmi savunacak, ulus devlet yıkıcılığı yapacaksın;
 “Ben devletçiliğe karşıyım, serbest piyasadan yanayım” diye “serbest vurgunculuğa” alkış tutup, göz nuru el emeği kamu kuruluşlarının bir yıllık kârlarına satılması karşısında zil takıp oynayacaksın;
ama aç, açık, işsiz, perişan, yaşam savaşımı veren milyonlara dönüp bakmayacaksın;
bu güzel vatanı parçalamak isteyen emperyalizmin, aşiret reisi PKK’lıların değirmenine su taşıyıp, çıkarlarına hizmet edeceksin;
 ama  “ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye” diyen, bu ülkenin birliğinden bütünlüğünden yana olan milyonlarca insanın katıldığı Tandoğan, Çağlayan, Gündoğdu Cumhuriyet mitinglerini “Batı düşmanı, milliyetçi, faşist eylemler” olarak niteleyeceksin;

Devamını Oku!

Aydınlık'tan Son Bomba: Melih Gökçek-Burhan Kuzu Görüşmesi!





İzleme adresleri:

http://tr.sevenload.com/videolar/6gqG7L ... fon-Pazarl
http://www.youtube.com/watch?v=9hEXhg8KuZk
http://www.dailymotion.com/video/xb6zdt ... on-go_news
http://www.facebook.com/video/video.php?v=180599117569
http://www.motionbox.com/videos/0096daba1d1fe1c18f
http://www.youtube.com/watch?v=og6sDFp-eZs
http://vids.myspace.com/index.cfm?fusea ... =100755351


SES KAYDI-4 / MELİH GÖKÇEK:

‘Milletvekillerini fitilleyelim, kanunu değiştirelim’



Melih Gökçek- Yani bu 240’ı, 3 aydan 6 aya indiremez misiniz abi ya?
Burhan Kuzu- 3-6 ay arası diyorsun. Olabilir. O şu an ne kadar onun şeyi ki?
Gökçek- 1 seneden 3 seneye.
Kuzu- Çoook… Şu anda bizim, bana gelen 140 dosya var milletvekillerinin. Aşağı yukarı 50 küsuru, 60’a yakını neredeyse bu, bu 240.
Gökçek- Abi bu 240’ı ben bu milletvekillerinin hepsine, hangisi varsa bi bana çıkartsana, ben onları bir fitilleyeyim!
Kuzu- Vallahi ben sana listesini vereyim onun.


http://www.aydinlik.com.tr/


Devamını Oku!

Aydınlık Dergisi - Sayı 1161 - 18 Ekim 2009
Kapak: Erdoğan ve Talat'ın Karanlık Telefon Görüşmesi

http://img264.imageshack.us/img264/4536/aydnlkdergisisay1161.jpg 


direk oku

Scribd.com


ilişimler 



İÇİNDEKİLER


Doğu PERİNÇEK - Aşkın, namusun ve vatanın isyanı
Otopsi ve Emniyet raporları Özel Harekat Dairesi Başkanı Behçet Oktay'ın ölümünün cinayet olduğunu belirtiyor
Mehmet Bedri GÜLTEKİN - CHP'nin yanlışı 
Ermeni açılımında ABD'nin hesapları
AKP ve FİFA'nın yasakladığı bayrağa Bursa sahip çıktı
Mehmet PERİNÇEK - Avrupa'nın Ermeni Meselesine karışma hakkı yoktur
Afşar TİMUÇİN ile söyleşi - TESEV'in amacı azınlıkların huzurunu kaçırmak
Nihat GENÇ - Haçlı seferleri kesintisiz sürecek
RTÜK Türkçeyi ve milli kültürü defterden sildi 
AB 2009 İlerleme Raporu -  Ergenekon'u fırsat bilelim Atatürk'ü bitirelim
Dink zanlısı Ogün Samast, silahı tanıyamadı. Avukatlar tetiği çeken Samast değil.
Emcet OLCAYTU - Hrant Dink'in ailesi ve 'yakın arkadaşları
Erol BİLBİLİK - Fethullah Gülen CIA ile ilişki içinde
Bir Halit Refiğ Filminin son sözü: "Doğruyu aradım, güzeli sevdim" / Irmak ZİLELİ
Arslan Başer KAFAOĞLU - Kapitalizmin yeniden düzeldiği yalan



Devamını Oku!

İzmir'de TGB ve TKP ABD'ye Geçit Vermedi!

İzmir'de TGB ve TKP ABD'ye Geçit Vermedi!

TGB Amerikan Askerlerini Kıstırdı! TGB Üyeleri Göz Altında!



TGB Amerikan askerlerinin İzmir sokaklarında rahat rahat dolaşmasına izin vermedi. TGB'nin gerçekleştirdiği basın açıklamasından sonra herkes TGB'lilerin eyleminin sona erdiğini zannetti. Fakat ekiplere ayrılan TGB'liler İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde gün boyunca yakaladıkları Amerikan askerlerinin kafasında yumurtaları patlattı. Cevap veren ABD askerlerinin üzerine giden TGB'lileri polis güçlükle durdurdu. Barlara sığınan ABD askerlerinin ardından TGB'liler gözaltına alındı. ABD askerleri eğlenmeyi umarak geldikleri İzmir'de umduğunu bulamadı. ABD askerlerine tepkilerini koyan sadece TGB'liler değildi. Resimde bir vatandaşımızın dövdüğü ABD askerini görmektesiniz. Vatandaşımızın eline sağlık...

TGB üyeleri, sokak sokak dolaşıp Amerikan askeri aradı

http://tgb.org.tr/fv_devam.asp?id=843
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=917489&title= tgb-uyeleri-sokak-sokak-dolasip-amerikan-askeri-aradi 
video http://video.turk.net/video/izle/30255/facebook/ABD-askerlerini-protesto-ettiler---IZMIR/
------------

İzmir’de ABD askeri kepazeliği

ABD'nin en büyük helikopter ve amfibi hücum gemilerinden biri İzmir Limanı’na demirledi. İzmir sokaklarında uyuşturucu, kadın ve içki arayışında kepazelik örnekleri sergilendi.
ABD’nin en büyük helikopter ve amfibi hücum gemilerinden biri olan USS Bataan 3 bin 500 askeri ile İzmir Alsancak Limanı’na demirledi. ABD askerleri İzmir’de üç günlük mola verirken, kentte kendini kaybeden askerler sokaklarda kadınlara sarkıntılık etmekten rahatça uyuşturucu arayıp sormaya kadar her türlü kepazeliğe imza attı. İzmir’de esnafın bir bölümü “ekonominin gelişmesi için” her şeye gözünü yumarken, TKP üyeleri ve dostları yaptıkları bir eylemle ABD askerlerini yumurta yağmuruna tuttular.
USS Bataan’ın yolculuğu
1997 yılından bu yana Amerikan donanmasında bulunan USS Bataan (LHD 5) gemisi ABD'nin Irak ve Afganistan'ı işgalinde yer aldı. Gemi 5 M1 tankı, 25 hafif amfibik silah, 8 top, 68 askeri araç, 10 lojistik konteynır, 12 gece görüşlü helikopter, 4 deniz helikopteri, 6 hücum uçağı, 3 yardımcı helikopter, 4 süper kobra helikopterle dev bir savaş üssünü andırırıyor. Gemideki 3 bin 500 ABD askeri dönüşümlü olarak İzmir’e iniyor.
abd-2.jpgPerşembe sabahına kadar İzmir’de kalacak ABD askerleri sokaklara dökülerek, insanlara rahatlıkla uyuşturucu ve fuhuş yapmak üzere kadın aradıklarını söylediler.
Savaş gemisinden CHP’li Belediyeye ziyaret
İzmir’i “stres atmak için” kullanan ABD gemisinden sorumlu komutan ve kaptanlar, CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ‘nezaket ziyaretinde’ bulunmayı ihmal etmediler. Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Dr. Sırrı Aydoğan, 22. Deniz Piyade Seferi Birlik Komutanı Albay Gareth Brandl, Phibron 2 Görev Kuvvet Komodoru Kaptan Deniz Albayı Paul McEnroy, Gemi Komutanı Kaptan Albay Sam Howard’ı makamında ağırladı. Brandl ziyaretinde İzmir’i çok beğendiklerini dile getirirken, Başkanvekili Aydoğan Brandl’a İzmir’in eski görüntüsünü içeren bir fotoğraf verdi. Brandl da Aydoğan’a USS Bataan gemisinin fotoğrafını hediye etti.
Belediye memnun, esnaf memnun, polis memnun
İşgalci ABD’nin askerlerinin İzmir’e çıkarma yapmasının ardından skandal denebilecek görüntüler ortaya çıktı. ABD askerlerinin kente inmesiyle birlikte işyeri sahipleri “müşteri çekmek için” kapılarına ABD bayrağı astılar.
Bir süre “karışıklık yaratmasına” izin verilen askerlerin İzmir sokaklarında “rahat” olmasının yanında “güvenli” de olabilmesi için İzmir polis teşkilatı gereken önlemleri alarak tüm gün askerlerin “huzurlu” dolaşmasını sağladı.
ABD askerleri barlarda karşılaştıkları İzmirlilerle sohbete koyularak, uyuşturucu ve kadın soracak kadar ileri gidebildiler.
“İşgalciler ekonomiyi rahatlatacak”
Geminin gelmesiyle birlikte basında yer alan haberler ziyaretin başka dramatik noktalarından biri oldu. Daha önceki ziyaretlerde askerlerin pek para harcamadıkları, fakat bu sefer 3 bin 500 askerin geldiği ve “stres atacakları için” para harcayacakları duyumlarının öne çıktığı haberlerde, esnaf görüşlerine de yer verildi. Esnaflar haberi yapan gazetecilere “bu sefer umutluyuz” dediler. Bahsedilen haberlerin olduğu gazetelerin okurları ise yazdıkları yorumlarla durumu protesto ettiler. Okurlar ilgili haberler için “Verecekleri dolar kirli onların”, “ Kanlı paralarını tepelerine çalsınlar”, “Rezalete bak”, “ABD askerinin İzmir’de işi ne", "Ne ekonomisi” yorumları yazdılar.
soL’a da konuşan bir esnaf, sokak çocuklarının askerleri rahatsız ettiklerini söyleyerek, “ABD askerlerinden para istediler sürekli. Biz de polis çağırdık. Polis müdahale etti hemen, askerler de rahatladı” dedi. Başka bir işyeri sahibi “Irak’ta insanları öldüren askerlerin Alsancak’ta rahatça dolaşmaları sizi rahatsız etmiyor mu?” yönündeki sorumuza , “Mesele bizim için tamamen ‘duygusal’. Biz bu ekonomik krizde cebimizi doldurmaya bakıyoruz sadece. Irak şu an bizi pek ilgilendirmiyor” yanıtını verdi.
"Huzur ortamı"nı TKP bozdu
tkphb.jpgABD savaş gemisinin gelmesine ve İzmir’de yaşanan bu görüntülere tepki gösteren TKP İzmir İl Örgütü, bir eylem yaparak yaşananları protesto etti. TKP üyeleri ve dostları Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde buluşup, halka “işgalci askerlere evsahipliği yapma onursuzluğunun parçası olmama” çağrısında bulunarak “Yankee Go Home”, “İşgalciler her zaman kaybeder” sloganlarıyla yürüyüşe geçtiler.
Yürüyüşün ardından bir basın açıklaması yapan TKP İzmir İl Örgütü, ABD askerlerinin “Afganistan ve Irak’taki işgal ve katliam görevlerini layığı ile yerine getirmenin huzuru ile İzmir’de birkaç gün stres atacaklarının” ifade etti. Açıklamada şu sözlere yer verildi: “Ülkemizi bir sömürge eyaleti kertesine indiren, gücünün kaynağının ABD emperyalizmi olduğunu belirtmekten çekinmeyen AKP iktidarı, piyasacı ve tüccar zihniyetinin tüm çıplaklığı ile halkımızın onurunu hiçe saymaktadır. ABD’nin jandarması olarak Afganistan ve Irak’ta görev almayı büyük Osmanlı diye pazarlarken, ülkemizin topraklarını da işgalci ‘yankee’lere tüm edepsizliklerini giderecekleri eğlencelik mekanlar olarak sunmaktan çekinmemektedir.” TKP bildirisinde, ABD ve AKP’nin yanıldığı bir nokta olduğu söylenerek, “Bu topraklarda emperyalizme ve işgalcilere karşı onuruna ve bağımsızlığına sahip çıkan yurtsever, ilerici, devrimci ve anti-emperyalist bir irade vardır” denildi.
ABD bayrakları indi
TKP üyeleri ve dostları yürüyüşleri sırasında ABD askerlerinin bulunduğu bir barda asılan ABD bayraklarına tepki gösterip bayrakları indirtti ve rastlanılan yaklaşık 30-40 kişilik ABD askeri grubu, eylemcilerin yumurta yağmuruna tutuldu. Çevik kuvvet ekipleri askerleri korumak için müdahale ederken askerler de içki içtikleri barın içine doğru kaçıştılar.
Eylem görüntülerini izlemek için http://www.solvideo.org/video/d6fee7e59d6f344/İzmir’de-ABD-askerine-yumurtalı-protesto adresini ziyaret edebilirsiniz.
(soL - Haber Merkezi)
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/izmir-de-abd-askeri-kepazeligi-haberi-20565
Devamını Oku!
TGB İzmir'de, Amerikan Emperyalizmi'nin Yakasına Yapıştı!


Irak'tan gelen 3500 Amerikan askeri ellerinin kanı kurumadan İzmir Liman'ına çıktı.TGB İzmir üyeleri bunu duyarduymaz bir basın açıklaması düzenleyerek emperyalistlere nefes aldırmadı.
Alsancak Garında buluşan TGB üyeleri buradan limana yürümek istedi. Limanın kapısına yaklaşırken polis barikatıyla karşılaştılar. Polis TGB üyelerinin geçmesine izin vermedi. Bu sırada "Gençliğe Değil Yankee'ye Barikat" sesleri yükseldi.Liman girişinde basın açıklaması yapılıp Amerikan Bayrağı yakıldıktan sonra, Kıbrıs Şehitleri Caddesine yürüyen TGB üyeleri burada yine polisin barikatıyla kaşılaştı.
Barikat karşısında yere oturup, slogan atıp, beklemeye başlayan TGB üyeleri ellerindeki yumurtaları bıraktıktan sonra yürüyeme devam etti.
Etraftaki Amerikan askerleri bulunduğu kafelerin içine kaçarken, çevredeki halkın alkışları arasında Attila İlhan Kültür Merkezi'ne gelen TGB'liler burada Kültür Merkezi'nin tabelasına "YANKEE GO HOME!" yazılı bir pankart ve Türk Bayrağı astı. TGB İzmir Başkan Vekili Emrah Alan 'ın yaptığı basın açıklaması şöyle:


"Amerika’nın Dünya hakimiyetini kollayan, Afganistan’ı ve Irak’ı kana bulayan Amerikan Ordusu’nun, USS Bataan isimli gemisi İzmir Limanı’na yanaştı.

Şehrimiz, güzel İzmir’imiz iki gündür katil Amerikan askerlerinin sarhoşluklarına, ahlaksızlıklarına katlamak durumundadır.

İzmir’imize gelen 3500 katil, Ortadoğu’yu kana bulan ülkemizi bölmeye çalışan Amerika’nın, Irak’taki askerleridir.

Bizler Cumhuriyet’imizi Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme karşı savaşarak kurduk. Tam bağımsız olduk.

1950’den bu yana Amerika’nın emperyalist siyasetleriyle yönlendirilen, yönetilen Türkiye, geldiğimiz günlerde Amerika’nın açılımlarıyla bölünmeye çalışılmaktadır.

Bütün Dünya’da terör estiren Amerikan askerlerini, 6. Filo’sunu, ülkemizde istemiyoruz!

Kahraman Türk Ordusu’nu yıpratmaya çalışanlar, askerimizin başına çuval geçiren, Irak’ta milyonlarca insanı katleden, ABD askerlerini ülkemizin sokaklarına salmışlardır.

Ama bu ülke sahipsiz değildir. Bu ülkenin gençliği vardır!
Amerika’nın katilleri ülkemizden defolun!
Bundan sonra sokaklarda yürürken dikkatli olun!
Amerikan askerleri İzmir’in önemini unutmasınlar, İzmir düşmanın denize döküldüğü yerdir!

6. Filo, İzmir’den DEFOL!
NE AMERİKA NE AVRUPA, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!
KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ!"

Haber linki:
http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/11/18/izmire. gelen.abd.askerleri.protesto.edildi/552233.0/
Devamını Oku!

TARAF Gazetesi’nin Yargı Yürüyüşünü Provoke Etmesine TGB Geçit Vermedi


İstanbul'da, hakim ve savcıların telefonlarının dinlenmesi olayına tepki göstermek için 47 baro başkanı binlerce avukat ve yurttaşlar, önce İstanbul Barosu'nda toplandı. Burada bir basın açıklaması okuyan hukukçular, daha sonra Taksim'e kadar yürüdü.

Yürüyerek 13.15 sıralarında geldikleri Taksim meydanında hukukçular bir protestoyla karşılaştı. Taksim Meydanı'ndaki Square Otel'in 7'nci katında "Darbeci baro Taksim'e hoş geldin" pankartı açıldı.
Olaya müdahale eden güvenlik güçleri ve barolarla birlikte yürüyüşe katılan Türkiye Gençlik Birliği'nin Başkanı (TGB) Adnan Türkkan açılan pankartı indirdi.
"Odanın içindeki bir masanın üzerinde Taraf gazetesinin açık olduğunu, fındık-fıstık yemiş olduklarını gördük" dedi. TGB Başkanı Adnan Türkkan pankartı kimin açtığını bilmediklerini belirtirken, "Taksim'e geldiğimizde o pankartla karşılaştık. Sonra çıkıp otel odasından o pankartı aşağı indirdik. Pankart otelin 7'nci katında 1703 numaralı odada açılmıştı ve altında imza yoktu.Odada Taraf gazetesi vardı" dedi.
Bu arada pankartı açan iki kişinin güvenlik gerekçesiyle bir süre otelde tutulduktan sonra emniyete götürüldüğü öğrenildi. Ergenekon sanıklarının avukatlarının da katıldığı yürüyüşte, TGB mensupları "Yargıdan Kulağınızı Çekin" pankartı taşıdı.



haber linkleri:

http://www.tgb.org.tr/fv_devam.asp?id=842
http://www.netgazete.com/News/649475/ sok_pankart_darbeci_baro_taksime_hosgeldin.aspx http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&view=article&id=5106: o-odada-hangi-gazete-vard&catid=147:spor&Itemid=172
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=95102
http://www.gercekgundem.com/?p=232582
http://skyturk.net/yargiya-taksimde-darbeci-suclamasi/
Devamını Oku!

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 / AS ADD / GM Çekim

Sevgili kardeşim!

Seni tuzağa düşürmelerine izin verme. Vereceklerinden çok alacakları vardır onların. Önce ruhuna el koyarlar, kimliğine, emeğine... Ne kadar iyi köle olursan ol fark etmez. İşlerine yaradığın sürece varsın! İlk işten atılacak olansın. Ama bu millet bu bayrak bu vatan senin! Bilgin bereketlenecek; emeğin uranyum, altın, petrolle geri dönecek, fabrikaların saat gibi çalışacak ve milletin tok ve mutlu olacaktır!... Sen bu yolun yolcusu ol, bil ki gerçek zenginlik mutluluk ve bereket seni mutlaka bulacaktır.

Banu AVAR





Gazeteci, Yazar, Yapımcı Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 /
Aşağı Saksonya Atatürkçü Düşünce Derneği AS-ADD Hannover-Almanya




İzle

Güncel Meydan çekimdir. Amatörlüğümüz, ufak tefek aksaklıklar affola...
Konferans sonrası Ulusal Kanal'ın röportajına da kameramızı yönelttik, lâkin şarjımız dayanamadı
:)







İndir:. :arrow:

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (1) (Normal kalite 512x384)

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (2) (Normal kalite 512x384)



Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (1) (Yüksek kalite 720x536)

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (2) (Yüksek kalite 720x536)

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (3) (Yüksek kalite 720x536)

Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (4) (Yüksek kalite 720x536)



Banu AVAR Konferansı - 13 Kasım 2009 (mp3)


Rar - Şifresi:.guncelmeydan
Devamını Oku!

Hasan İzzettin Dinamo - Kutsal İsyan 2 (e-kitap)


Hasan İzzettin Dinamo - Kutsal İsyan 2
e-kitap

http://img692.imageshack.us/img692/3228/kutsalisyancilt2hasaniz.jpg

indir


Mustafa Kemal, Bekirağa bölüğündeki ziyareti bitirmiş, Rauf beyle yan yana kurulmuş, Cevat Abbas'ı karşılarına almış bir Lando ile Şişli'ye dönüyordu. Araba, Sultanahmet tramvay durağına varmıştı ki Mustafa Kemal'in gözleri, orda, elinde bir demet leylakla bekleyen genç bir kadının gözleriyle karşılaştı. Bu, Fikriye idi. Harbiye-Aksaray tramvayını beklediği anlaşılıyordu. Mustafa Kemal arabacıya:
- Biraz durur musun ahbap,
dedi. Araba, tam Fikriye'nin önünde durdu. Mustafa Kemal eliyle işaret ederek:
- Durmayın binin, eğer bizim eve gidiyorsanız!
Dedi


-------------------

Hasan İzzettin DİNAMO kimdir?



1909’da Trabzon Akçaabat’ın Ahanda Köyü'nde doğdu, 20 Haziran 1989’da İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Babasının 1. Dünya Savaşı'nda şehit düşmesi üzerine Darüleytam'a yerleştirildi. 17 yaşına kadar orada kaldı. Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirdi. Malatya ve Adıyaman’da iki yıl öğretmenlik yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdi. Ama son sınıfta yasadışı siyasi eylemlere katılmakla suçlanıp tutuklandı ve 4 yıla hüküm giydi. Üniversite eğitimini tamamlayamadı.

Cezaevinden çıktıktan sonra askerlik hizmetini yaparken bu kez "Yeni Edebiyat" dergisinde yayınlanan şiirleri nedeniyle suçlandı. Sıkıyönetim mahkemesince 1 yıl hapse mahkum edildi. 1950’den sonra fotoğrafçılık yaptı. Takma isimlerle görgü ve çocuk kitapları yazdı. 6-7 Eylül olaylarının ardından bir kez daha tutuklandı. 6 ay cezaevinde kaldı ve "suçsuz" bulunup salıverildi. Çeviriler yapıp özel dersler vererek hayatını kazandı.

İlk şiiri 1925 yılında Giresun’da çıkan "İzler" dergisinde yayımlandı. Ardından Servet-i Fünun ve Sivas'ta yayınlanan "Adım" dergisi şiirlerini yayınladı. İlk şiir ve düzyazılarından bir kısmını, iki arkadaşıyla birlikte Adsız Kitap isimli kitapta derledi. Başlangıçta hece ölçüsüyle şiirler yazdı. Daha sonra serbest vezne yöneldi. İlk şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel, sonrakilerde Nâzım Hikmet etkisi görülür. Şiirlerinde zengin bir çağrışım düzeniyle doğayı ve yaşamın çeşitli kesitlerini vermeyi, bir yandan da toplumsal gerçeği kavramak ister. Şiirlerini uzun bir süre kitaplaştırmadı. İlk şiir kitabı "Deniz Feneri" 1937'de basıldı.





Devamını Oku!

 Hasan İzzettin Dinamo - Kutsal İsyan 1
e-kitap

http://img199.imageshack.us/img199/2148/kutsalisyancilt1hasaniz.jpg



indir


Sadrazamın İstanbul`dan gönderdiği telgrafta: "İstanbul`da bulunmanız uygun olur." demesi ne demekti? Demek ki İstanbul bir ana-baba günü yaşıyordu. Kıyıda köşede kalmış aklı başında kişilerin payitahtta bulunması gereken günler gelip çatmıştı. Talat Paşa`nın harp kabinesi, düşeliberi en önemli ikinci olay, İzzet Paşa kabinesinin düşüşüydü.

Bundan sonra, iktidar, karanlıkta nöbet bekleyen karanlık zümrelerin, hırsların, belki de gerçek yurt düşmanlarının eline geçecekti. İzzet Paşa, son namuslu sadrazam sayılabilirdi. Rauf Bey, Fethi Bey gibi kaliteli hürriyetçi ve yurtsever arkadaşlarıyla birlikte büyük bir iyiniyetle de kabinesini güçlendirmişti.



Devamını Oku!

Kurtuluş Savaşı Kadın Kahramanlar Sayı 1-Nene Hatun

Suat Turgut
çizgiroman

http://img692.imageshack.us/img692/9798/nenehatun.jpg


indir (cbr formatında)

indir (pdf formatında)

direk oku

cbr formatındaki dosyaları açabilmek için aşağıdaki linkten programı indirip bilgisayarınıza kurunuz.



Erzurum'da Ermenilerin düşman kuvvetleriyle iş birliği yaparak Aziziye tabyasını alacak olması karşısında evde bebeğini bırakarak elinde balta Aziziye tabyasına koşan Nene Gelin'in öyküsü...

Devamını Oku!

100 Soruda Türkiye'de Gerici Ayaklanmalar - Çetin Özek
e-kitap

http://img88.imageshack.us/img88/2904/trkiyedegericiakmlar.jpg


indir


direk oku


Genç bilim adamı Doç Dr Çetin özek, bu yeni kitabında, Türkiye'nin en aktüel meselesi haline gelen gericiliğin, tarih boyunca sosyal sınıflar açısından bilimsel açıklamasını yapmaktadır Osmanlı devletinden bu yana görülen «batılılaşma - ıslahat» hareketlerini ve bunlara karşı gösterilen tepkileri bir bir inceleyen, bu olayların sınıfsal açıdan değerlendirilmesini yapan yazar, Türk Devriminin temelleri üzerinde de yeni görüşler getirmekte ve Devrimin başarısızlık nedenlerini, saptırılışını bu görüş açısından incelemektedir Devrimi yapanların özlediği Türkiye'nin yaratılması için zorunlu olan sosyal yapı değişimleri gerçekleştirilemediğinden eski toplum yapısının kalıntıları, politik ve ekonomik gücü ellerin de tutan ağalar, eşraf, tefeciler, halkı din adına kandırarak sürekli bir tepkiye itmişlerdir
1950'den sonra iktidara gelen aracı burjuvazi de emperyalizmle işbirliği yaparak düzenden yana, tutucu bir nitelik gösterince, bütün bu halka karşı güçler, halkı bilinçsiz bırakmak için, dini araç olarak kullanmışlardır 1960 yılından sonra gelişen sol devrimciliğe değinen yazar, bu akımın halkı bilinçlendirmeğe başlaması karşısında burjuva gericiliğiyle dinci gericiliğin açıkça işbirliği yaptıklarını göstermektedir Özek'e göre, bu çerçeve içinde halk hiç bir zaman gerici değildir Halkı gerici gösterenler, düzenin sürüp gitmesinde çıkarı olan gerçek gericilerdir Türk devrimine tepki, gerçekte, dinci değil ekonomiktir Ekonomik tepki göstererek devrimi yozlaştıranlar, halkı, dinsel inançlarını sömürerek, devrime karşı çıkmağa sürüklemektedirler Bunun içindir ki Türk Devriminin «antiemperyalist - uygar - tam bağımsız» amacına erişebilmesi, ekonomik ve sosyal yapı değişimine bağlıdır; devrim, ancak bu yapı değişimiyle gerçekleşebilecektir

Devamını Oku!

Hikmet Özdemir - Tekalif-i Milliye (Ulusal Yükümlülük)
e-kitap

http://img689.imageshack.us/img689/9202/tekalfmllye.jpg

 indir

direk oku



ATATÜRK'ÜN KRİZ YÖNETİMÎ/TEKÂLİF-İ MÎLLÎYE

1. GİRİŞ

1920'lerin başında Türklerin tarihindeki İkinci Ergenekondestanına önderlik eden, Ankara'daki Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetiminde bulunan topraklarda ulaşım ve taşıma teknolojisinin ekonomi politiği üzerine bir tanık şu gözlemi yapmaktadır:

"Ülkede yol yoktu. Demiryolu Ankara'da bitiyordu.
Onun da, ancak Eskişehir doğusunda küçük bir parçası elde bulunuyordu. Eskişehir-Pozantı arasında kalan başka bir parça demiryolununsa pek askerî değeri yoktu.
Ulusal yönetim altındaki bütün topraklarda tek bir fabrika yoktu.
Şark[Doğu] cephesinden Garp [Batı] cephesine, iyi kötü gönderilecek bir cephane sandığının istenen yere varabilmesi için,kuş uçuşu en az 1200 kilometrelik yol aşması gerekliydi;
ama insanlar kuş değildi ki! İnebolu'dan Ankara'ya ancak bir haftada varılabiliyordu. Ama bu yoldan Ankara'ya gelip dönecek araç bir kağnıysa, onu sürenlerin ortalama bir aylık yolu göze almaları gerekiyordu.

Oysa, nihayet birkaç yüz kilo yük alacak bir kağnının hayvanlarıyla onu sürenlerin,bu yol için, neredeyse bir kağnı yükü yiyeceğe, yeme ihtiyaçları
vardır. Halbuki Anadolu neredeyse açtı."

Askerî amaçla çoğu yerde deve, katır veya öküz gücüyle yapılan bu tür taşımacılık işi, Türk istiklâl Savaşı boyunca dünya askerlik bilimi literatürüne özgün bazı terimler hediye etmiştir.

"Kağnı komutanlığı" terimi bunlardan yalnızca
biri ve belki de en ilginci olmalıdır.

Millî Mücadele'nin alçakgönüllü kağnı komutanlarından popüler tarihçi Enver Behnan Şapolyo, bu ilginç görevini yıllar sonra şöyle anlatmaktadır:


----------------




Hikmet Özdemir


Hikmet Özdemir (1950 - .... )

Türk Siyasî Tarihi Profesörü

1950 Eylül ayında Kahramanmaraş’ın Divanlı Mahallesi’nde doğdu. Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nden yönetim bilimi dalında lisans, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden siyaset bilimi dalında doktora dereceleri aldı.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu’nda uzman, Başbakanlık’ta danışman ve Cumhurbaşkanlığı’nda başdanışman olarak çalıştı.

Daha sonra üniversite öğretim üyeliğine atandı. Kırıkkale Üniversitesi Tarih ve Kamu Yönetimi Bölümleri Öğretim Üyeliği ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü; Başkent Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyeliği,
Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Kurucu Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Türkiye dışında British Chevening bursuyla Londra Üniversitesi’nde Asya ve Afrika İncelemeleri Okulu Siyaset Bölümü’nde;

Fulbright bursuyla Washington DC’de Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü’nde; İngiltere ve ABD Arşivlerinde ve İsviçre’de Birleşmiş Milletler Arşivi’nde incelemeler yaptı; evli ve iki çocuklu.

Türkiye’nin siyasî tarihi ve anayasal kurumları üzerine yayınlanmış kitapları şunlardır:

Kalkınmada Bir Strateji Arayışı: Yön Hareketi (1986 ve 1993);
Rejim ve Asker (1989 ve 1993);
Devlet Kriz/Cumhurbaşkanlığı Seçimleri (1989 ve 1994);
Sivil Cumhuriyet (1991);
Tarih ve Politika (1994);
Türkiye Cumhuriyeti (1995);
Toplumsal Uzlaşma (1995);
Üçüncü Türkiye (1995);
Cumhuriyet Armağanı (editor, 1998);
700. Yıl Armağanı (editor, 1999);
Bir Jöntürk’ün Ardından: Doğan Avcıoğlu (2000);
Siyasal Düşüncenin Temelleri (çeviri editörü, 2001);
Atatürk’ün Kriz Yönetimi: Tekalif-i Milliye (2001);
Ermeni İddiaları ve Türkiye (editör, 2001);
Leyla Atakan 1925-1971 (2002);
Atatürk ve İngiltere: Bir Barışmanın Diplomatik Tarihi (2001 ve 2004);
Ulusun Direnişinde Üniversitenin Rolü (2003);
Amasya Belgelerini Yeniden Okumak (2004);
Ermeniler: Sürgün ve Göç (ortak kitap, 2004);
Talat Paşa Cinayeti (2005);
Arnold Toynbee’nin Ermeni Sorununa Bakışı (2005);
Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918 (2005);
Türk-Ermeni İhtilafı/Seçilmiş Okumalar (editör, 2006);
Cemal Paşa Cinayeti (2006); Atatürk’ün Liderlik Sırları (2006).

Kitap olarak basılan bu çalışmaları dışında; Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Tarihi (2005) adlı eserin yazımı çalışmalarına katılmış ve ayrıca TBMM yayını olarak hazırlanan Türk Parlamento Tarihi adlı dizinin 1960-2007 dönemi için editörlük görevini üstlenmiştir.

2002 Haziran ayından beri, Ankara’da, Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı olarak “Birinci Dünya Savaşı ve Türkiye” alanında çalışmalarını sürdürmektedir.


Devamını Oku!

TGB: GENÇLİĞİN NEFESİ ENSENİZDE!


TGB: GENÇLİĞİN NEFESİ ENSENİZDE!




Ne demiştik? Türkiye'de Amerikancı iktidarlar olduğu müddetçe Türkiye Gençlik Birliği de onların ensesinde olur dememişmiydik? Amerika'nın emriyle AKP'nin eliyle yapılmaya çalışılan sözde açılımın peşini bırakmayacağımızı söylememişmiydik? Biz sözümüzü gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

İhanetin adresi TBMM olmuş! Amerikancılar orada rahat edeceklerini düşünmüş! Ama Kurtuluş Savaşı'nı veren Atatürk'ün Meclisi'ne yine Atatürk'ün gençliği sahip çıktı. AKP'nin gurup sözcüsü ihaneti allayıp pullamak için kürsüye çıkar çıkmaz o pırıl pırıl gençlerin sesi yankılandı, üzerinde "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!" yazan meclisin duvarlarında: "Amerika'nın açılımlarına izin vermeyeceğiz!" Bu İlkay Akkaya'nın sesiydi. Polisler üzerine çullandı. Ama sözü bu sefer Osman Erbil aldı: "İ-zin ver-me-ye-ce-ğiz!" Onun da ağzını 20 polis birden kapatmaya çalıştı. Ama ne mümkün! Onlar Bursa Nutku'nun gençleriydiler. Mustafa Kemal'in deyimiyle "İnanç ve kanaatlerinin gereğini yaptılar."

Haber kanallarının "Son Dakika" ilanları genelde halkımızın yüreğini ağzına getirir. Ama bu sefer böyle olmadı. Haber duyulur duyulmaz internet sitelerine ve internet forumlarına yüzlerce mesaj düştü. "İşte bu! Yıllardır beklediğimiz Türk Gençliği işte bu", TGB'nin internet sitesine yüzlerce destek mesajı yağdı: "İlkay ve Osman'ın alınlarından öpüyoruz.", "Bu gençler ilerde Türkiye'yi yönetecek.", "Yüreğimize su serptiniz, ülkemiz sahipsiz değilmiş." Türkiye'nin en doğusundan en batısına Türkiye Gençlik Birliği'ne üyelik akını yaşandı: "Ben de görev almak istiyorum!" Bu "Son Dakika" iyi bir "Son Dakika" oldu.

Biz korkmuyoruz! Ergenekon tertibiyle arkadaşlarımızı aldınız ama korkmadık! Milleti sindirmeye çalıştınız direndik! Üniversitelerimizi siz işbirlikçilere dar ettik. Beyler, Türkiye Gençlik Birliği ülkemizin Amerikan emperyalizmine teslim edilmesine izin vermeyecek. Bunu böyle bilin. Gençliğin nefesi ensenizde!

Genç arkadaş; sen de TGB'ye üye ol, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesine katıl. Seni bekliyoruz.


Devamını Oku!
TGB Hainleri Mecliste Suç Üstü Yakaladı!


"Açılım" başlıklı oturumu izlemek üzere meclisin locasında bulunan iki Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi açılımın Amerikan açılımı olduğunu, Türk ve Kürt kardeşliğini bozmaya yönelik ve ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçası olduğunu eylemleri ile ortaya koydu.

TGB sağ-sol demeden Amerikan emperyalizmine karşı birleşen, vatansever, Atatürkçü, Devrimci gençliğin sesidir.

Cumhuriyet yıkıcıları yerin yedi kat altına girse bile TGB onları bulacaktır!

http://videogaleri.ihlassondakika.com/videoGaleri/video.asp?id=220165

http://video.haberturk.com/video/index/40192

kaynak: http://tgb.org.tr/fv_devam.asp?id=820
Devamını Oku!
Başkan Doğu Perinçek Mahkeme'de açıkladı:
BEŞİKTAŞ TERÖR ÖRGÜTÜ




İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçel, Ergenekon davasının (13 Kasım 2009) günü yapılan 123. duruşmasında tarihi önemde açıklamalarda bulundu. Perinçek'in açıklamaları özetle şöyle:

Sayın Başkan, siz de saptadınız; dün bu salonda yeni bir kovuşturma, yeni bir dava başladı. Savcılar, Osman Yıldırım’a soru sorarken nesnel bir soruşturma yaparak, “acaba biz mi sana bu yalanları söylettik? Hangi savcılar, hangi polisler yoksa Zekeriya Öz’mü seni bu böyle yalan konuşturuyor, Nihat Taşkın mı, Mehmet Ali Pekgüzel mi, Ankara’ daki avukat Mehmet Eren mi Söyletiyor?” diyorlar.

Bu çok önemli bir gelişme. Kim bu yalancıları, gizli tanıkları örgütlüyor?

Bilindiği gibi, bu davanın konusu bir takım gizli tanıklara ve oradan buradan peydahlanmış kimselere söyletilen yalanlar değil. O, ayrı bir suç... Bu davanın konusu gizli tanıklara yalanlar iftiralar söyletilmesi değil! Gizli tanık Osmanıma, Anadoluya, Dilovasına kimler bu yalanları söyletiyor! Örgütlü bir biçimde tanık uydurulup, suç işleniyor. Savcılar dünkü sorularında bir anlamda seni Zekeriya Öz mü yalan söyletiyor, hangi polis, hangi savcı söyletiyor. Bu davada artık savcıların bu suçları yargılanır oldu. Birden savcıların sanık, şüpheli konumuna düştüğünü gördük. İddia makamı, kendi savunmasının ön hazırlıklarına başladı. Tabii savcıların da hakları var. İleride diyecekler ki, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutanakların getirtilmesine karar verilsin. O zaman, Osman Yıldırım diyecek ki “bana yalan söyleten bu savcılar değil”. Savunmalar şimdiden hazırlanıyor.

Bir gizli örgüt kurulmuş Türk Yargısının içinde! Kim Tuncay Güneye bu yalanları söyletti?

Kim Tuncay Güney’i İstanbul emniyetine getirtip o yalanları söyletti?

Kim, hangi örgüt?

Devamını Oku!

DİL KİRLENMESİ
ALİ ERALP
Dil bir iletişim aracı olduğu gibi, söz sanatlarının da temel yapı taşıdır. 0, insanlık tarihi ile birlikte ortaya çıkmıştır ve insan top­lulukları var olduğu sürece de yaşamasını sürdürerecektir. Bu nedenle onun, ulusların yücelmesinde ve aydınlanmasında çok önemli bir yeri var­dır.
Dil, toplumların dışında kendi başına oluşan, bağımsız, çözümlene­meyen bir kurum değildir. Onun da gelişimi, ilerlemesi, bilimsel olay­larda görüldüğü gibi bir takım yasalara bağlıdır. Bu yasaları ve dilin oluşum çizgisini daha iyi kavrayabilmek için, onu tarih ve sosyo-ekonomik koşulları içeri­sinde ele alıp, incelemek gerekir.
Biliyoruz ki, bir toplumun üst yapısını, kültürünü, edebiyatı­nı, sanatını, dinini, hukukunu alt yapı, yani ekonomik düzen belirler. Başka bir deyişle, bir toplumun manevi yaşantısı, maddi yaşantısının bir yan­sımasıdır. Alt yapı değiştiği zaman, üst yapı kurumları da ona bağlı olarak değişir.
Bu kısa açıklamadan sonra şimdi şöyle bir soru çıkmaktadır karşımı­za: Acaba dili de bir üst yapı kurumu sayabilir miyiz?
Bu soruya vereceğimiz yanıt kesinlikle "hayır” olacaktır. Çünkü gö­rüyoruz, bir ülkede ekonomik düzen birçok kez değiştiği halde, dil önem­li bir değişikliğe uğramadan kalıyor. 0, aynı zamanda hem çöken hem de yükselen sınıflara hizmet ediyor. Hiçbir sınıfın tekeline girmeden, top­lumun tüm katları tarafından "ortak bir iletişim aracı" olarak kullanı­lıyor.
Fakat dil bazı dönemlerde; bu "ortak iletişim aracı olma" özelliği­ni yitirebilir. Küçük bir sosyal grup eliyle bozulup yeniden düzenlene­rek, geniş halk yığınlarının konuştuğu yaşayan, canlı dilden bağlarını koparıp, bir azınlığın bozuk dili (jargonu) haline dönüşebilir. Ne ki, bu yeni biçimiyle artık o, toplum içerisinde haberleşme, iletişim göre­vini de yerine getiremeyeceği için, giderek yavaş yavaş çürümeye, yok olmaya yüz tutacaktır.

Devamını Oku!

Teori Dergisi - Sayı 237 - Ekim 2009 (Kürt'le Birleş ABD'yi Yen)


Teori Dergisi - Sayı 237 - Ekim 2009
Kürt'le Birleş ABD'yi Yen

http://img142.imageshack.us/img142/2470/teoridergisisay237.jpg


indir

direk oku 

İÇİNDEKİLER
 
Arslan KILIÇ - Çözüm: Kürt'le Birleşip ABD'yi Yenmek
Mehmet Bedri GÜLTEKİN - Batı Asya Topluluğu 
Doğu PERİNÇEK - Abdullah Öcalan ile niçin görüştüm
M. Erman ASLANOĞLU - Milli Mücadele'de Kürt aşiretlerinden Mustafa Kemal Paşa'ya ve Sadarete çekilen telgraflar
Orhan ÖZKAYA - Toprak reformu; özgürlük, bağımsızlık ve gerçek demokrasi demektir
Ahmet YILDIZ - Emperyalist ekonomizm ve Gladyo
Ertuğrul KAZANCI - Kafkasya'dan bir izlenim


Devamını Oku!

Bilim ve Ütopya - Sayı 104 - Şubat 2003
Türk Adının Siyasal ve Devrimsel Kökeni

http://img140.imageshack.us/img140/1138/bilimvetopyasay104.jpg


indir


direk oku

Bilim ve Ütopya - Sayı 104 - Şubat 2003 (Türk Adının Siyasal ve Devrimsel Kökeni)

İÇİNDEKİLER

Doğu PERİNÇEK - Türk adının siyasal ve devrimesel kökeni 
Dr. İnci Erdoğdu - Çin kaynaklarına göre Göktürkler
Prof Dr. Ahmet Taşağıl - Göktürkler'de idari ve sosyal yapı
Arif Acaloğlu - Göktürkler döneminde inançlar ve mitolojik görüşler


Hasan Aydın - Doğunun uygarlık ve bilim yıldızı: Bağdat
Prof. Dr. İsmihan Yusubov - Matematikteki örneklerin ışığında genel eğitim dersleri
Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu ile söyleşi - Klon dünyasının yeni üyesi kim olacak?
Özge Altan - Şans, kader, kısmet: bahis ve kumarla yoğrulan gençler
 Metin Özdemir-Sevgi Bayram-Serap Piri
Şans oyunlarını oynama davranışını belirleyen bireysel farklılıklar
Serhat Damar - Bahisten kumara
Prof. Dr. Aytül Çorapoğlu - Patalojik kumar oynama
A. Ahmet Uri - Kültür ve Uygarlık kavramları üzerine
İz Bırakanlar/Ruken Kızıler - 1978'de öldürülen bir sanat ve yazın eri: Bedrettin Cömert
Prof. Dr. Çoşkun Özgünel ile söyleşi
KKTC'nin önemli kültürel projesi: Salamis Kazıları
Anadolunun özgün bitkileri/Hasan Torlak
Manisa'nın endemik bitkileri
Zorunlu din dersi/Hasan Aydın
Neden bir sol tanrıbilim yok?



Devamını Oku!
Ulusal Kanal - Gündem Özel


Halil NEBİLER'in konuğu Prof. Dr. Yalçın KÜÇÜK


İzle

Bölüm 1



Bölüm 2



İndir:

Parça I
Parça II

Devamını Oku!
Atatürk’e 10 Kasım’dan sonraki suikastlar



ATATÜRKÇÜLÜK BİR “DÜŞÜNCE SİSTEMİ” Mİ YOKSA DEVRİMCİ PRATİK Mİ
Org. Özkök döneminden beri komutanlar, Atatürkçülük veya Kemalizm yerine “Atatürkçü Düşünce Sistemi” kavramını kullanıyorlar. Bu kavramlaştırma, Kemalizmin tanımının bile özgün kaynaklara dayanarak incelenmediğini gösteriyor.
Atatürk zamanında konu tartışılmış ve Kemalizm bir “düşünce sistemi” değil, fakat “Türk Devrimi’nin gerçekleştirdiği işler” olarak tanımlanmıştır. CHP programlarına üç kez böyle kaydedilmiştir. Hem de Atatürk’ün elyazısıyla; 1931’de, 1935’te ve 1937’de.

ATATÜRK’ÜN CHP PROGRAMLARINDAKİ KEMALİZM TANIMI
1931 CHP 3. Büyük Kurultayı’nda şöyle: “İnkılâbımızın başlangıcından bugüne kadarki fiiliyat ve tatbikat.”

1935 CHP 4. Büyük Kurultayı’nda, Kemalizmin adı konarak aynı tanım, daha temiz bir Türkçeyle yinelenmiştir: “Türk Devrimi’nin başlangıcından bugüne kadar yapılmış olan işler.”

Atatürk, 1937 yılında 5. Büyük Kurultay için yaptığı program çalışmalarında, aynı tanımı kendi elyazısıyla bir kez daha kayda geçirmiştir.

Bütün bu Kemalizm tanımlarını elyazılı belgeleri ve açıklamalarıyla Kemalist Devrim-6 Atatürk’ün CHP Programları ve Tüzükleri adlı kitabımdan inceleyebilirsiniz (Kaynak Yayınları, s. 126, 171, 200 vd.).

RASGELE BİR TANIMLAMA MI
Görüldüğü gibi, Kemalizmin bir fiiliyat, bir tatbikat veya işler olarak tanımlanmasında bir kararlılık var. Çünkü Kemalizm nedir konusu, devrimin önderleri arasında uzun uzun görüşülmüş. Bu tartışmalar kamuoyu önünde de yapılmış, yazılara ve kitaplara geçmiş. Atatürk başta olmak üzere, devrimin Mahmut Esat Bozkurt, Recep Peker, Sadri Ethem (Ertem), Şeref Aykut, Tekinalp gibi düşünürlerinin katıldığı bu tartışmaları da Kemalist Devrim-5 Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları adlı kitabımda özetledim (Kaynak Yayınları, s.13 vd.).

CHP Programı’na yazılmadan önce ele alınan sorunun özü şudur: Kemalizm bir düşünce sistemi midir, yoksa devrimin pratiği midir? Özellikle Atatürk’ün ısrarlarıyla, Kemalizmin bir “devrimci tatbikat ve fiiliyat” olduğu tanımında karar kılınmıştır.

Kuşkusuz her devrimin tatbikat ve fiiliyatının arkasında bir öğreti vardır. Ya da yapılan işlerin elbette teorisi de üretilir. Sistem denilen de, işte o pratik ile teori arasındaki birliktir. Sistem dendiği zaman, öncelik düşüncede değil, pratiktedir. Atatürk ve arkadaşları, Kemalizmin felsefede Materyalist, hatta Tarihsel Materyalist olduğunu vurguladıkları için, önceliği fiiliyata vermişlerdir. Bu, bir felsefi tutumdur ve çok önemlidir.
Peki bu “düşünce sistemi” tanımı nereden çıktı?

ATLANTİK DÖNEMİNİN ÇARPITMALARI VE UYDURMALARI
Atatürk’ten çok söz ediliyor ama Kemalist Devrim’in uygulamaları da öğretisi de incelenmiyor. Yapılan çalışmalar daha çok Atlantik döneminde imal edilen çarpıtmaları ve hatta uydurmaları üzerindendir. Genelkurmay’ın 60 yıldır yaptığı yayınlara bakınca bu açıkça görülüyor. Atatürk adına, Ergenekon tertibindeki gibi kâğıt parçaları üretilmiştir. Bunların uydurma olduğu gösterilmiştir, ama hâlâ dolaşımdadır.

“İZM”LER KARŞISINDA YÜKSÜNME
Bu da bir NATO görevi olsa gerek, asker “izm”ler karşısında bir yüksünme içine sokulmuştur. Özellikle sosyalizme karşı bir “izm” üretme kaygısı, bu “düşünce sistemi” buluşlarına yol açmıştır. Oysa Batı dillerindeki “izm”, “düşünce sistemi” değildir; uygulama ile düşünce arasındaki birliği ifade eder. Bir sistem olabilmesi için, önce hayatın kendisinde o sistemin pratiği vardır; teori de o hayattan üretilmiştir.

Feodalizmin, kapitalizmin ve sosyalizmin incelenmesi bunu ortaya koyar.

Daha önemlisi, Kemalizm hem uygulamada, hem de öğretisiyle sosyalizme karşı mevzilenerek oluşturulmamıştır. Atatürk, Büyük Fransız Devrimi ve Sovyet Devrimi örneklerini de vererek, önderlik ettiği devrimin kaynaklarının demokratik devrimler ve sosyalist devrimler olduğunu hep vurgulamıştır. Altı Ok, bu çağdaş devrimlerin Türkiye zemini üzerinde üretilen bir sentezidir. Kemalist Devrim önderliğinin resmi olarak benimsediği ve ders kitaplarına yazdığı Halkçılık, Devlet Sosyalizmi gibi isimlendirmeler de, Kemalizmin sosyalizmle itişip kakışarak değil, sosyalizmden beslenerek geliştiğini ortaya koyar.

Atatürk, daha 1904 yılında genç bir subayken, not defterine “Evvelâ sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı” diye yazmıştır (Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.1, s. 15). Peki, bu tanımı Genelkurmay’ın ATASE arşivlerinde Atlantik dönemi boyunca 60 yıl gizlemek, “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nin bir gereği midir?

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın ateşi içinde Hâkimiyeti Milliye gazetesine imzasız yazdığı başyazıları bu milletten saklamak, yine “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nin bir başarısı mıdır? O başyazılarda “Biz Bolşeviklerden emir almayız, Türkiye Komünistleriyiz” türünden duruşların ortaya konmasının bilinmesinde hangi NATO sakıncaları görülmüştür? (Bkz. Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi-Hâkimiyeti Milliye Yazıları- Kaynak Yayınları).

Atatürk’ün kendisinin hazırladığı Halkçılık Programı’nın ürünü olan, 20 Ocak 1921 tarihli ilk anayasamız, niçin bir Cumhuriyet ayıbı olarak görülmüştür? “Şûralar Anayasası” olduğu için mi? Atatürk, Şûralar sözcüğünün Sovyetler anlamına geldiğini birkaç kez vurgulayarak, “Atatürkçü Düşünce Sistemi”ne ihanet mi etmiştir? (Doğu Perinçek, Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları, s. 87 vd.).

Bu tutum, Kurtuluş Savaşı sonrasında da devam etmiştir.

Atatürk, 1928 yılında Taksim Cumhuriyet Anıtı’na kendi omuzlarının arkasına Sovyet devrimcisi Aralov’un kasketli heykelini de yerleştirtti. Gelecek kuşaklar görsün ve bilsinler diye.

1930’lı yıllarda, Cumhuriyet Devrimi kuşaklarına, Türk Devrimi ile Sovyet Devrimi arasındaki bağ, Lise Tarih kitaplarında şöyle öğretiliyordu:
“Anadolu’da ortaya çıkan silahlı ayaklanma hareketi, siyasi konum ve hedeflerde Sovyet Rusya’yla tam benzerlik arz ediyordu.” (Lise Tarih IV, 1932 ve 1934 basımları ve tıpkıbasım, Kaynak Yayınları, s.59).

Atatürk ölmeden önce Başbakan Celal Bayar, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, arkadaşı Kılıç Ali’ye, ayrıca son görüşmelerinde İsmet Paşa ve Ali Fuat Paşa’ya, tek vasiyet olarak; “Önümüzdeki dönem Sovyet dostluğunda ısrar edeceksiniz” talimatını bıraktı (Belgeler için bkz. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları). Bu altın öğüdü terk eden Türkiye, Atlantik
dolduruşlarıyla ABD güdümüne yuvarlandı ve devrimini yitirdi.

KEMALİZM VE ATLANTİK TEKERLEMELERİ
“Küçük Amerika” sürecinde Kemalizmin yıkıma uğratılması, askere de yansıtılmıştır. Yıkmak için, öncelikle Atatürk’ün devrimci pratiğinin ve öğretisinin örtbas edilmesi gerekmiştir. O kadar ki, Kemalizm adı altında bugün Atlantik tekerlemelerinin seslendirildiğine, ne yazık ki sık sık tanık oluyoruz. Hem de Ordu’nun doruğundaki komutanların ağzından. Meğerse Kemalizm “Demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” imiş. Oysa Kemalizmin tarihinde böyle bir tanıma hiç ama hiç rastlanmıyor. Bizim Milliyetçiliğimiz, Halkçılığımız, Laikliğimiz ve Devrimciliğimiz bir Atlantik yapımı değil; fakat Mazlum Milletlere örnek olan Türk Devrimciliğinin kendi pratiğinde oluşturduğu bir öğretidir. Mazlum Millet Devrimciliğinin yerine emperyalizmin 20. yüzyıl yalanları konmaktadır.

ÖLMEYEN ATATÜRKÇÜLÜK “ARASIZ DEVRİMLER”
Büyük Devrimci Atatürk’ün 10 Kasım 1938 günü ölmediğini ve hiçbir zaman ölmeyeceğini hep inanarak söyleriz. Onu ölümsüz kılan, Türk Devrimi’nin, kendi deyişiyle “arasız devrimler”le devam edeceği yolundaki bilimsel kanaatidir. Büyük devrimciler, yaptıkları devrimle ve yapılacak devrimlerle yaşar. Gerisi boş laftır.

Atatürk’ü öldüren, 60 yıldır yaşadığımız karşıdevrimdir. Türkiye Atlantik emperyalistlerinin denetimi altına girdikten sonra Atatürk, sivili ve askeriyle Türkiye’nin Batıcı hâkim güçleri tarafından sürekli vurulmakta ve kırılmaktadır.

ATATÜRK’E SUİKASTLAR
1926 İzmir suikastı çok konuşulur. Oysa 1945’ten beri kurulan pusular, örülen tuzaklar, sıkılan kurşunlar ve içirilen zehirler yanında İzmir suikastı nedir ki?

Atatürk’e özellikle 12 Eylül 1980’den beri, Paul Henze’nin tanımlamasıyla “CIA çocukları”nın yaptıkları suikastlar yeterince araştırılmamış ve işlenmemiştir. Özal’lar, Çiller’ler ve Tayyip-Gül ikilisi Atatürk Devrimi’ni ABD fermanlarıyla boğazlarken, onların önünde esas duruşta olmak nasıl bir Atatürkçülüktür? Bu tür Atatürkçüler hakkında, Büyük Nutuk’ta nasıl bir değerlendirme yapılmaktadır?

DEVRİMCİ OLMAK
Kemalist Devrim’i en çok anlaması gereken “solcu”larımız bile, Neoliberalizmin çürümüş öğretileriyle zehirlenmiştir. Ama insanı umutlandıran güzellikler de var. Teori dergisinin yeni çıkan Kasım 2009 tarihli 238. sayısında, Adviye Meral imzalı “Sosyalistler Kemalist Devrim’i Nasıl Değerlendirmeli” başlıklı yazı, yansıttığı birikimle, olgunluğuyla ve dilindeki içtenlikle herkes için aydınlatıcıdır. Kendisini
tanıyamadım, ancak Adviye Meral, Türkiye aydınına güvenimizi güçlendirmiştir ve Türkiye’nin düşünce hayatı için bir kazançtır.

Atatürk’ün Atlantik’te boğulmak istendiği şu günlerde, Kemalist Devrim başlıklı altı kitapta özetlediğim çalışmalarımı Türkiye aydınının inceleme ve tartışmasına sunuyorum. Özellikle en son Türk Ordusu’nda Strateji Sorunu başlıklı kitabımın “Atatürk Devrimciliğini Tarihin İçinde Anlamak ve Uygulamak” başlıklı bölümünü aydınlarımızın ve askerlerimizin okumasını ve eleştirmesini dilerim.

Devrimcilik, yalnız 1920’ler ve 1930’larda değil, her zaman görevdi. 1937 yılında Anayasaya stratejik bir ilke olarak bu nedenle konmuştu.

Atatürkçü olmak, devrimci olmaktır.

Hele bugün!


www.doguperincek.info
www.doguperincek.com.tr

Devamını Oku!

Öncü Gençlik Dergisi - Sayı 26 - Mayıs 1998
Tam Bağımsız Türkiye

http://img137.imageshack.us/img137/1258/ncgenliksay26.jpg 


indir


İÇİNDEKİLER


Devrimci Gençlik İttifakı
Türkiye siyasi yaşamında YDD'nin etkileri
Sanat üretimini ülkenin ihtiyaçları belirler
Bağımsızlığın Abece'sinden Eybisi'ye
Resmin adı Picasso
Tarihimizden - 555K
Gündem - Pol Pot ve Kamboçya Devrimi  
Eğitim - Devlet Teorisi-3




Devamını Oku!

Evrensel Kültür Dergisi - Sayı 113 - Mayıs 2001
Dosya: Emekçiler ve Aydınlar

http://img215.imageshack.us/img215/1056/evrenselkltrsay113.jpg 


indir


direk oku

Evrensel Kültür Dergisi - Sayı 113 - Mayıs 2001 (Dosya: Emekçiler ve Aydınlar)




İçindekiler
Aydın Çubukçu - Göstermek
Eylem Özdemir - İki Tarz-I Siyaset
Hakkı Özdal - Auschwitz Resimlerine Bakarken
Tahir Duran - Tombalak
Yılmaz Odabaşı - Pervarili Bulutlar
Nuray Sancar - Neşet Günal'ın Desenlerinde Çözülemeyen Gerilim


Devamını Oku!

GÜN GELİR, HESABI SORULUR TÜM İHANETLERİNALİ ERALP
“Keser döner sap döner / Et kaçar kasap döner / Perdenin arkasında / Meclisin ötesinde / Bin türlü hesap döner” (Mahzuni Şerif)
Böyle söylemiş halk ozanımız Mahzuni şerif. Sanki bugünleri anlatmış.
Bir başka yiğit ozanımız Nazım Hikmet ise şöyle seslenmiş:
“Hava kurşun gibi ağır / Bağır bağır bağır, bağırıyorum/ Koşun, kurşun eritmeye çağırıyorum…”
Çok kötü günlerden geçiyor sevgili yurdumuz. Meclisi ziyaret etmek isteyen şehit analarının ellerindeki bayraklar girişte “sembol” diye toplattırılıyor. Türk bayrakları meclise sokulmuyor. Anaların, babaların gözleri yaşlı. Katiller el üstünde. Toz duman, pislik kaplamış her yanı.

Devamını Oku!

HANGİ PROTOKOL?.. HANGİ ARABULUCU?.. - Ergun Çınar


HANGİ PROTOKOL?.. HANGİ ARABULUCU?.. - Ergun Çınar


Türkiye Ermenilere soykırım uyguladı mı?..
Kimilerinin derdi ve tasası, bir yüzyıl öncesinde meydana gelmiş bir gerilimi, bugün yeniden dilediği bir başka renge boyanarak, kendi emperyalist çıkarlarına zemin oluşturması yönündeki bir gayretin lokomotifini oluşturmaktır…
Türkiye’nin soykırım yapmış olduğu tespit edilirse nereye varılmış olacaktır?
Planlanan [ve hedeflenen] şey, Türkiye’yi uluslararası zeminde mahkûm etmek ve bu yolla da;
1.-    Ulusal onurunu zedelemek,
2.-    Ermenileri mazlum bir devlet durumuna yükseltmek
3.-    Ve Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde, Ermenistan lehine avantajlı bir konum oluşturarak, bu yokuşun arka planında emperyalist çıkarlara hizmet edecek yeni bir mevzi kazanmaktır.
4.-    Böylelikle, taziz vere vere başı dönmüş ve ulusal çıkarlarını savunmaktan vazgeçmiş bir Türkiye üzerinden Ermenistan’a bir köprü inşa ederek Orta-Asya’da yeni bir cephe açmak ve İran’ı Kuzey’inden kuşatmak; Rusya’ya Güney’den dolanmak ve Türki Cumhuriyetlerle gögüs göğse gelmektir…
Bu uzun vadeli planın en önemli kavşak noktası, Türkiye Ermenistan kulvarının, istenildiği gibi kullanılabilme imkânının sağlanmasıdır. Bu imkânın orta yerinde ise, Türkiye Ermenistan anlaşmazlığı ve sınır kapısının örtülü olması vardır.
Demek ki bu sınır, derhal açılmalıdır!..
Bu kapının açılması ne Ermeni ve ne de Türk vatandaşları için yaşamsal bir önem taşımaktadır…
Esas mesele, emperyalizmin bu kapıdan vizesiz ve onaysız geçerek, Asya’ya uzanabilmesidir.
Neymiş efendim?..
Siyasal arenada oluşturulacak bir heyet[!] bazı devletlerin arabuluculuğu ile soykırım meselesini bir sonuca bağlayacakmış…
Peki bu heyeti kim oluşturacakmış?..
Ve arabulucu devlet kimmiş?..
Bu nokta çok önemlidir.
Görünen odur ki, Batı Avrupa’da bu meseleyi gündemde tutmaya çalışan ülkelerin tümü, kendi ülkelerinde “Ermeni soykırımı yoktur,” demeyi bir suç haline getirecek yasal düzenlemeler yapmış bulunmaktadırlar…
Planın alt yapısı hazırlanmış; bürokratik gereklilikler yerine getirilmiş ve parlamentolar, tarihte kalmış bir olayı, içinde bulunduğu koşullardan cımbızla çekip çıkartarak soyutlamışlar ve bu olguyu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yorumlayarak, karar altına almışlar ve olayın gerçeğinin açıklanması ve ispatlanması imkanını yasaklamışlar ve hatta suç haline getirmişlerdir.
Arabulucu ülke olarak atanan İsviçre,
-          Ermeni soykırımı iddiası uluslararası bir yalandır, diyen ve bu düşüncesini ispatlamak için bavullar dolusu kitap ve belgeyi İsviçre adli makamların önüne koyan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek hakkında hapis cezası verebilmişlerdir…
Doğu Perinçek’i yargılayan mahkeme, ileri sürülen delillerin incelenmesine dahi gerek olmadığına karar vermiş bulunmaktadır.
İşte bu mahkemenin ülkesi olan İsviçre Devleti, Türkiye Hükümeti tarafından da kabul gören resmi “ara-bulucu” konumundadır.
Son günlerin gündemini oluşturan “Protokol” da, bu aynı ülke sınırları içerisinde imzalanmış bulunmaktadır…
Ve bu protokolü, Türkiye adına imzalayan kişiler, bu ülke içinde, “Ermeni soykırımı iddiası uluslararası bir yalandır” diyemeyen… Daha doğrusu, bu ülke sınırları içinde bu gerçeği dile getirememeyi kabul etmiş kişilerdir!..
Çünkü, protokolü imzaladıkları ülke yasaları, Türkiye’nin bu “milli” nitelik taşıyan tezini suç kabul eden bir ülkedir…
Ve daha da önemlisi İsviçre, çözülmesi “düşünülen” ihtilaf karşısında yanlı olduğunu, parlamentosundan çıkarttığı bir kanunla ilan eden bir “ara-bulucu[!]” ülkedir…
Türkiye’yi temsil etmek durumunda olan kişiler, bu gerçekleri farkında mı değildirler?..
Yoksa, mesele basit bir taksir değil; açık bir kasıt eseri midir?..
Yanıtlanması gereken esas soru budur.





Devamını Oku!

Obama Tayyip'i ayağına çağırdı
Uykusuz Dergisi-22 Ekim 2009-Sayı 112-Ersin Karabulut






Devamını Oku!

Saçak Dergisi - Sayı 29 - Haziran 1986
Demokrasi ve Sosyalist Parti
Murat Belge, Arslan Başer Kafaoğlu, Yalçın Küçük, Uğur Mumcu, Doğu Perinçek


http://img28.imageshack.us/img28/884/saakdergisisay29.jpg

indir

direk oku

Devamını Oku!

2000'e Doğru - 1 Eylül 1991 - Sayı 27
Sol Ne Diyor: Sovyetler Birliği Sosyalist mi? Tartışma Bitti

http://img687.imageshack.us/img687/192/2000edorusay27.jpg 


ilişim


direk oku

Devamını Oku!






ÇÖZÜM:
Kürt'le Birleşip ABD'yi Yenmek

Arslan KILIÇ
Teori Dergisi-Ekim 2009-Sayı: 237






indir






direk oku




Devamını Oku!

Temizlemezsen Seni de Temizleriz - Bülent ESİNOĞLU

Temizlemezsen Seni de Temizleriz

Bülent ESİNOĞLU

Kürt Açılımı halkın muhalefeti ile karşılaşınca, operasyonu yapanlar aldıkları talimatı zamanında yerine getirmek için yeni gayret içine girdiler.

Bu telaş ve acele Gül’ün Belgrat ziyareti sırasında gündeme gelmiş. Vakit Gazetesi yazarı Serdar Arseven’e, “bu iş bu sene bitmeli” demiş.

Arseven’in Gül ile özel söyleşisinden Arseven’in anladığı su; Açılımı tıkandığı noktaya kadar götürme ve o noktada tıkanıklığı seri operasyonlarla açarak devam ettirme kararlılığı hat safhada.

(İfade düşüklüğü kendisine ait)

Arseven’in yazısı sanki, Islak İmza Operasyonunu anlatır gibi.

Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin ana maksadı; Türk Ordusunu Irak’ın kuzeyinde kurulan oluşuma hami yapmaktır. Şimdi halk muhalefeti dolayısı ile Kürt Açılımına bir süre ara vermek zorunda kaldılar.

Verilen bu arayı iki şekilde değerlendirmek istiyorlar:

Birincisi, Irak’ın kuzeyinde meydana gelen oluşum ile ekonomik entegrasyonu tamamlamak. Yani federasyon hazırlığının ekonomik ayağını oluşturmak.

İkincisi ve daha önemlisi de şudur. Amerika, Türk Ordusunu kendisi açısından edilgen bulmaktadır. Türk Ordusundan daha fazla şey beklemektedir. Daha da açarsak, Kürt Açılımına Ordunun sessiz kalmasını yeterli görmemektedir. Doğrudan müdahale etmesini, duruma hâkim olmasını ve AKP iktidarına (daha doğrusu kendisine) tam hizmet yapmasını istemektedir.

Bunu gerçekleştirmek için yeni bir Islak İmza Operasyonu başlatılmıştır. Bu operasyonun amacı komuta kademesinin içindeki bazı Kemalistlerin temizlenmesidir. Bunun için operasyonun başlangıçta şu şekilde işletilmesi istenmektedir.

Başbuğ’a baskı yaparak, Kemalistleri Başbuğ eli ile tasfiye ettirmek. Daha sonra yalnızlaşan Başbuğ’u uzaklaştırmak.

Yok eğer Başbuğ kadrosuna sahip çıkarsa, bu durumda doğrudan Başbuğ’un kellesini almak.

Yani “temizlemezsen seni de temizleriz” denmektedir.

Bu durum, derin bir hesaplaşmanın içinde olduğumuzu göstermektedir. Hayırhah tutumlar alarak Amerikan operasyonlarına karşı durulamayacağını milli kuvvetler anlamalıdır.

Stratejik bulanıklık, taktik unsurlar ile giderilemez.


Devamını Oku!

YASAL UYARI

Bu blogtan indirmiş oldugunuz dosyalar telif haklarıyla korunmuş eserlerin digital kopyalarıdır ve tanıtma-sevdirme-satınalmayı özendirme amacıyla koyulmuştur-digital kopyalar hiçbir zaman orjinallerin yerini /tadını tutamaz-ve 5651 sayılı kanunun 4.maddesi gereğine göre bilgisayarınız da 24 saatten fazla tutmanız T.C. yasalarına göre suç sayılır , bu duyurunun okunmasını /yayınlanmasını takiben, sitede bulunan içerikten ( yada bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten ) ötürü tüm sorumluluk kullanıcıya ait olacaktır, blogda bulunan eserleri temsile yetkili kişi / kurumların başvurusu halinde isteği doğrultusunda hareket edilecektir.
top